ra/ca*project
14 Ocak 2012 Cumartesi
2012 :)
yeni bir hayat yeni bir şehir ve de yeni bir hayat... artık buradayım vede buradan sesleneceğimmm :))
24 Ekim 2011 Pazartesi
17 Haziran 2011 Cuma
١٨٨٨ - 1888
Tam dedim bir yılın ardından tekrar sandaletlerimi giyebilecegim derken yağmur indirdi:)) ama inadım inat kıçım iki kanat ... diye attım kendimi sokağa, hedef neresi mi ? Tabiki de Alsancak....
Öncelikle millet Şampiyonda oturmuş beni bekliyor...Halbuki karnım tok, karnım tok olsa ne yazar gözüm açççç gözüm anlayabiliryor musun :)) neyse bir yarım ekmekle işi kurtardım derken üstüne birde pepsi hmmm içim serinledi bi nevi.
Ordan gül sokak ( keyifli bir sohbetti) ordan ne yapalım derken grup arkadaşlarımdan birisinin okuldan arkadaşının doğum günü partisi varmış.
Nerde?
1888' de . Duyunca heyecanlandım güzel bi mekandır. Severim. Dedim olurrrrr hay hay :))
Kapıda bi sürü bodyguard dedim noluyoz:)) Saçma bir sürü retro tarzın takıldığı bu salaşlık ve hafif baba parası yiyen tiplerin hafifte ya ne bileyim işte uğrak yere biraz fazla kaçmış gibi neyse... Bahçedeyiz bir yer bulduk .... içkilerimizi söyleyeceğiz...O garsondan gelen ter kokusu ne abiiiiiiiii
Bi saniye hayat o an slow motion akıyor . Hayır slow derken daha derinden almaya başladım kokuyu . Lütfen biraz hızlıya alabilirmiyiz !!!
Yani imaj, kapıdaki milyarlarca bodyguard boşa :)))
Ter yani, terrr bir roll on yada ne bileyim marka vermiyeyim, ona bakar abi ya
Neyse, evimdeyim herkese iyi geceler....
16 Haziran 2011 Perşembe
bir yaz gecesi rüyası (tabiikide şaka:)))
Akşam ne seyretsem ne seyretsem diye kıvranıp dururken, july and julia izlemeye karar verdim.
Bu gibi kıvranma durumlarında Merly herzaman dogru secim olmustur.
Zaten uzun zamandır aklımda olan bir filmdi. Bu aksama nasipmiş.
Zararın neresinden dönülürse kardır, şiddetle tavsiye ediyorum. Yemek sahnelerini es geçersek :))biz nefsine düşük insanlar içinde oldukçe keyifli bir film.
Her zamankı gibi kaliteli ve sürükleyici bir oyunculuk0, tam anlamıyla ruhunu yine vermiş hanfendi
....hmm film bittii, niye bitti ya bu şimdi??... diyesim var.
Hatırlatırım film sürekli yemek yapma ve de kilo alma derdine aldırmadan umarsızca yemek yeme uzerine kurulmus.Tabiikide karnım acıktı
Hemen tereyağlı, filmin ılk sahnelerdeki uzerı soslu ekmek kıtırından canım cektı.
Tam denemelıyım derken buzdolabı kapagını acmıs husran dolu goslerle yag kabına baktım tamamıyle bıtmısti :(
o ara gokteki melekler bana sarkı soyluyordu, hayır hayır bence dalga gecıyorlardıı
nerdenmi biliyorum en soldan bir oncekı pıspıs kıkırdıyordu, kesin yıne nefsıne yenıldı gece gece yemek yıcek diyor gibi bakıyordu.
''geceeeeee geceeee yemekkk yemeeeeeee yemeee yemeee '' ayınsel bır tondaaa :)) tabi ben ne yaptım 'puffffff'
hepsı buluytlardan asagı dustu korkmayın ucmayı biliyorlarmış :))))
o zaman gecelerin kurtarıcısı domatesli omlet ...
omlet herzaman zeytınyagında olmalı... kanaat getirdim. Böylelikle oda bana anadolunun kokusunu getırıyordu, hayır gece gece anadolu kokusuna
ne gerek var dıyeceksınız.. fantezi diyelim :D:D:
hmm guzel oldu
bonnapitie
çok doydum tanrım bu saatte gunahlarımı affet
sıra bahcede agacların altında gokyuzundekı yıldızları ızleyerek sıgara ıcmekte ama yıldız yok :(((
olsun sıgaram var :))
iyi geceler....
Bu gibi kıvranma durumlarında Merly herzaman dogru secim olmustur.
Zaten uzun zamandır aklımda olan bir filmdi. Bu aksama nasipmiş.
Zararın neresinden dönülürse kardır, şiddetle tavsiye ediyorum. Yemek sahnelerini es geçersek :))biz nefsine düşük insanlar içinde oldukçe keyifli bir film.
Her zamankı gibi kaliteli ve sürükleyici bir oyunculuk0, tam anlamıyla ruhunu yine vermiş hanfendi
....hmm film bittii, niye bitti ya bu şimdi??... diyesim var.
Hatırlatırım film sürekli yemek yapma ve de kilo alma derdine aldırmadan umarsızca yemek yeme uzerine kurulmus.Tabiikide karnım acıktı
Hemen tereyağlı, filmin ılk sahnelerdeki uzerı soslu ekmek kıtırından canım cektı.
Tam denemelıyım derken buzdolabı kapagını acmıs husran dolu goslerle yag kabına baktım tamamıyle bıtmısti :(
o ara gokteki melekler bana sarkı soyluyordu, hayır hayır bence dalga gecıyorlardıı
nerdenmi biliyorum en soldan bir oncekı pıspıs kıkırdıyordu, kesin yıne nefsıne yenıldı gece gece yemek yıcek diyor gibi bakıyordu.
''geceeeeee geceeee yemekkk yemeeeeeee yemeee yemeee '' ayınsel bır tondaaa :)) tabi ben ne yaptım 'puffffff'
hepsı buluytlardan asagı dustu korkmayın ucmayı biliyorlarmış :))))
o zaman gecelerin kurtarıcısı domatesli omlet ...
omlet herzaman zeytınyagında olmalı... kanaat getirdim. Böylelikle oda bana anadolunun kokusunu getırıyordu, hayır gece gece anadolu kokusuna
ne gerek var dıyeceksınız.. fantezi diyelim :D:D:
hmm guzel oldu
bonnapitie
çok doydum tanrım bu saatte gunahlarımı affet
sıra bahcede agacların altında gokyuzundekı yıldızları ızleyerek sıgara ıcmekte ama yıldız yok :(((
olsun sıgaram var :))
iyi geceler....
24 Temmuz 2010 Cumartesi
aetheral@hotmail.com
Pandieux o sabah geç kalkmıştı. Saatin alarmını duymamış. Gree’nin onu uyandırma çabalarına bile dakikalarca aldırış etmemişti. Pazar gününü daha fazla nefesinde tüketmeyecek derin bir nefes aldı. Duşun altında ruhunu, küçük bir çocuğun oyun parkında özgür kalışı gibi kendisini suya bıraktı. Havlusunu beline bağladı. Islak adımlarınla aynanın önüne geldiğinde buğulanan aynayı eliyle temizledi. Elini çenesine doğru götürerek sakallarını okşadı. Uzayan sakallarını kesmelimiydi diye düşündü. Gree’ye baktı .
Gree tek sefer havladı, bu olumluydu.
-“Evet, Gree haklısın böyle daha iyi” derken bile güneşin bütün ışığını üzerinde hissediyordu. Pandieux’in kendisine olan özgüveni tamdı.
Tam giyinmesi gerektiğini düşünürken telefon çaldı. Arayan Flora’ydı . Sürekli mırıldanan Flora pazarın kurulduğu meydandan geçerken, meydanının olağan gürültüsünü bile bastıracak bir ses tonuyla; Pandieux’un gec kaldığını ve akabinde ardı ardına bir milyon anlaşılması güç kelime kalabalığı içerisinde Pandieux , Flora’yı anlamaya çalışıyordu. Flora’yı dinlerken her bir cümlenin birbiriyle bağlantısını kurmak tamamı ile insanı çıldırtacak biçimde yorucu geliyordu.
-‘’Evine 2 dakika mesafedeyim. Hala hazır değilsen arabanı yakıp, alevinde sigaramı büyük bir zevkle ateşleyeceğimden şüphen olmasın.’’ diyerek Flora telefonu Pandieux’un yüzüne kapattı. Önünden geçtiği Pastielaa kafesinin hoş garsonunu Donie’ye göz kırpmayı ihmal etmedi.
Flora’nın son söylediği bu sözler, oldukça keskin ve anlaşılırdı. Pandieux paniğe kapılmştı. Hemen short ve t-shirtünü giydi. Gree’ye hoşçakal deyip kapıya yönelmisti ki;
-‘’Sende gelmek ister misin ?’’ diye Gree’ye teklif etti.
Tabiiki de Gree tek havlamadan öteye geçmedi.
Pandieux tam demir kapıyı aralamıştı ki, Flora kapıda elinde minik bir zippo ile dediklerini destekler nitelikte beliriverdi. Donie’ye dönerek sigaramı yakmak istermisin diye teklif etti. Pandieux’un elini tutarak sigarasını ateşledi. Pandieux’un olan bitenden haberi yoktu. Günün güneşli havasından gözleri kamaşmıştı.
Flora;
-‘’Pandieux beraber bir kahve içmeden gideceğimizi zannetmiyorsun değil mi ?’’ diyerek bir eliyle Gree’yi okşarken Pandieux’a bakı baktı.
Pandieux, Floranın kesin her zamanki gibi bir plan peşinde olduğunun farkına varmasının geç olduğu kanısını hissetmesinin ona bir faydadan çok eğlenceye sürükleyecek bir macera oyunundan başka bir şey olmadığını hissetti.
-‘’Peki zaman?’’ diye heyecanlı bir şekilde Flora’ya yöneldi.
- Ah Pandieux ah ah, iyi değerlendirebildikten sonra, bu hayatta zamandan bol ne var?” diye gözleri ışıltı saçarak Donie’ yüzünü çevirdi.
Pandieux şimdi her şeyin farkına varmıştı. Gülümsedi ve onunla baş edebilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha anladı.
Köşede bulunan Pastilaa’ya uğradılar.
Flora 32 yasında dört ay önce olaylı bir boşanmanın ardından tekrar hayatını inşa etmeye çalışıyordu. Bir gecede yüzlerce apartman dikebilecek güçlü bir kadındı. Yunan asıllıydı. Orient Hoteli’ nin halkla ilişkiler sorumlusuydu. Koyu siyah gözleri ve kızıl saclarıyla kaldırımda yürürken taşları bile peşinden toplayabilecek bir cazibesi vardı. Donie’nin de bu büyüden kaçması imkansızdı.
Donie, reklam eğitimi için İtalya’da bulunan ve eğitiminin dışında kafede garson olarak çalışan Lübnanlı bir gençti. Uzak doğunun o baharatlı kokusunun peşinden sürüklediği Flora’nın çabaları haksız değildi.
Pastilaa o gün kalablıktı. Japon kafile bütün masa ve sandalyeleri zaptedmiş, oturmak imkansızdı. Flora inatçıydı. Donie’ye el etti.
Donie elindeki fincanları uygun bir yere bırakıp, Flora’nın yanına geldi.
Flora usulca Donie’nin kulağına;
-Bu samurayların burada ne işi var, Donie ? diye, homurdandı.
Donie gülmemek için kendisini zor tuttu. Hemen içeri giderek bir masa ve iki sandalye getirdi.
Donie sandalyeyi çekerek Flora’nın oturmasına yardım etti.
-‘’Xie xie, Donie ‘’ diye teşekkür etti.
Donie, Floranın ne demek istediğini anlamamıştı ki;
- ‘’Samurayca Donie, sana şükranlarımı sundum.’’ diye biraz abartılı Donie’ye takılmadan edemedi ve kendilerine birer kahve söylediler.
Flora’nın telefonları susmak bilmiyordu. Bir yandan saatine sürekli bakan Pandieux geç kalacaklarını anladı ve masaya hesabı bırakarak, Floranın kolundan çekiştirmeye başladı.
-‘’Tanrım bu bayan bu kadar kelimeyi nereden buluyor?’’ diye homurdandı.
-‘’Bir Pazar günü için fazla kelime üretiyorsun.’’ diye takıldı. Pandiux’a göre pazar günlerinin anlamı sakinlikti.
Flora;
-‘’ Xie Xie Donie ‘’ diye seslendi. Donie her şeyi kaptığını teyit edercesine ellerini çenesinin altında birleştirdi ve başını öne eğerek selam verdi.
Flora ve Pandieux, Orient Hotel’in sponsorluğunda yapılan Bayan İlliadich’in pazar toplantısına katılacaklardı.Scala Teatro Alla’ da soprano olan Bayan İlliadich, hafta sonları evinde yakın arkadaşlarıyla kendisinin yönettiği yemek kursları vermekten büyük mutluluk duyuyordu. Yakın arkadaşlarını davet edip lezzetli yemeklerin tatlı sohbetler eşliğinde yenilmesini her zaman sevmiş ve bunu adet haline getirmişti.
Gree tek sefer havladı, bu olumluydu.
-“Evet, Gree haklısın böyle daha iyi” derken bile güneşin bütün ışığını üzerinde hissediyordu. Pandieux’in kendisine olan özgüveni tamdı.
Tam giyinmesi gerektiğini düşünürken telefon çaldı. Arayan Flora’ydı . Sürekli mırıldanan Flora pazarın kurulduğu meydandan geçerken, meydanının olağan gürültüsünü bile bastıracak bir ses tonuyla; Pandieux’un gec kaldığını ve akabinde ardı ardına bir milyon anlaşılması güç kelime kalabalığı içerisinde Pandieux , Flora’yı anlamaya çalışıyordu. Flora’yı dinlerken her bir cümlenin birbiriyle bağlantısını kurmak tamamı ile insanı çıldırtacak biçimde yorucu geliyordu.
-‘’Evine 2 dakika mesafedeyim. Hala hazır değilsen arabanı yakıp, alevinde sigaramı büyük bir zevkle ateşleyeceğimden şüphen olmasın.’’ diyerek Flora telefonu Pandieux’un yüzüne kapattı. Önünden geçtiği Pastielaa kafesinin hoş garsonunu Donie’ye göz kırpmayı ihmal etmedi.
Flora’nın son söylediği bu sözler, oldukça keskin ve anlaşılırdı. Pandieux paniğe kapılmştı. Hemen short ve t-shirtünü giydi. Gree’ye hoşçakal deyip kapıya yönelmisti ki;
-‘’Sende gelmek ister misin ?’’ diye Gree’ye teklif etti.
Tabiiki de Gree tek havlamadan öteye geçmedi.
Pandieux tam demir kapıyı aralamıştı ki, Flora kapıda elinde minik bir zippo ile dediklerini destekler nitelikte beliriverdi. Donie’ye dönerek sigaramı yakmak istermisin diye teklif etti. Pandieux’un elini tutarak sigarasını ateşledi. Pandieux’un olan bitenden haberi yoktu. Günün güneşli havasından gözleri kamaşmıştı.
Flora;
-‘’Pandieux beraber bir kahve içmeden gideceğimizi zannetmiyorsun değil mi ?’’ diyerek bir eliyle Gree’yi okşarken Pandieux’a bakı baktı.
Pandieux, Floranın kesin her zamanki gibi bir plan peşinde olduğunun farkına varmasının geç olduğu kanısını hissetmesinin ona bir faydadan çok eğlenceye sürükleyecek bir macera oyunundan başka bir şey olmadığını hissetti.
-‘’Peki zaman?’’ diye heyecanlı bir şekilde Flora’ya yöneldi.
- Ah Pandieux ah ah, iyi değerlendirebildikten sonra, bu hayatta zamandan bol ne var?” diye gözleri ışıltı saçarak Donie’ yüzünü çevirdi.
Pandieux şimdi her şeyin farkına varmıştı. Gülümsedi ve onunla baş edebilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha anladı.
Köşede bulunan Pastilaa’ya uğradılar.
Flora 32 yasında dört ay önce olaylı bir boşanmanın ardından tekrar hayatını inşa etmeye çalışıyordu. Bir gecede yüzlerce apartman dikebilecek güçlü bir kadındı. Yunan asıllıydı. Orient Hoteli’ nin halkla ilişkiler sorumlusuydu. Koyu siyah gözleri ve kızıl saclarıyla kaldırımda yürürken taşları bile peşinden toplayabilecek bir cazibesi vardı. Donie’nin de bu büyüden kaçması imkansızdı.
Donie, reklam eğitimi için İtalya’da bulunan ve eğitiminin dışında kafede garson olarak çalışan Lübnanlı bir gençti. Uzak doğunun o baharatlı kokusunun peşinden sürüklediği Flora’nın çabaları haksız değildi.
Pastilaa o gün kalablıktı. Japon kafile bütün masa ve sandalyeleri zaptedmiş, oturmak imkansızdı. Flora inatçıydı. Donie’ye el etti.
Donie elindeki fincanları uygun bir yere bırakıp, Flora’nın yanına geldi.
Flora usulca Donie’nin kulağına;
-Bu samurayların burada ne işi var, Donie ? diye, homurdandı.
Donie gülmemek için kendisini zor tuttu. Hemen içeri giderek bir masa ve iki sandalye getirdi.
Donie sandalyeyi çekerek Flora’nın oturmasına yardım etti.
-‘’Xie xie, Donie ‘’ diye teşekkür etti.
Donie, Floranın ne demek istediğini anlamamıştı ki;
- ‘’Samurayca Donie, sana şükranlarımı sundum.’’ diye biraz abartılı Donie’ye takılmadan edemedi ve kendilerine birer kahve söylediler.
Flora’nın telefonları susmak bilmiyordu. Bir yandan saatine sürekli bakan Pandieux geç kalacaklarını anladı ve masaya hesabı bırakarak, Floranın kolundan çekiştirmeye başladı.
-‘’Tanrım bu bayan bu kadar kelimeyi nereden buluyor?’’ diye homurdandı.
-‘’Bir Pazar günü için fazla kelime üretiyorsun.’’ diye takıldı. Pandiux’a göre pazar günlerinin anlamı sakinlikti.
Flora;
-‘’ Xie Xie Donie ‘’ diye seslendi. Donie her şeyi kaptığını teyit edercesine ellerini çenesinin altında birleştirdi ve başını öne eğerek selam verdi.
Flora ve Pandieux, Orient Hotel’in sponsorluğunda yapılan Bayan İlliadich’in pazar toplantısına katılacaklardı.Scala Teatro Alla’ da soprano olan Bayan İlliadich, hafta sonları evinde yakın arkadaşlarıyla kendisinin yönettiği yemek kursları vermekten büyük mutluluk duyuyordu. Yakın arkadaşlarını davet edip lezzetli yemeklerin tatlı sohbetler eşliğinde yenilmesini her zaman sevmiş ve bunu adet haline getirmişti.
21 Nisan 2010 Çarşamba
haşhalıçörenkçilesi...(bi çörenkin anatomisi)
22:16
Şirkettekilerin haberi yok ama yarın için onlara çörenkk yapıyorum.Haşhaşlı canım çekti...Belki de kendim için yapıyorum pek emin olmamakla birlikte şu an mutfaktayım :) hamurun mayalanmasını bekliyorum bir yandan haşhaş kasesiyle mucadele veriyorum:) kazanan kim mi tabiki ben heryerim haşhaş oldu :)annemin mümkün olduğunca mutfağa geç gelmesini ümit etmekten başka seçeneğim yok heryer battı :)
22:33
Bu hamur sizce mayalanacakmı?
Ben böyle hamur işi yapmayı nerden öğrendim:S
22:46
Hala umudum var ....
22:52
Validenin gecen hafta kemeraltından aldığı cevizlerden de kırayım dedim,yarısı telef oldu ya içleri kurumuş bunların.ALAYINA ÇARŞI , ALAYINA İSYAN ABİİİİİİ
23:02
Sigaramı yaktım.Hamur kabarmaya başlamış :)
23:21
Gözün aydın olan oldu sonundaa sonundaa görenler şaşırdııı senin kolundaaaaaaaa :) Ajda da araya sıkıştırdıkkk
düşmalarrr olsadaaaa dostlarrr hep bizden yanaaaaaa
Gözün aydın olan olduuu sonundaa sonundaaaa
23:49
Hahaha (Lale Belkıs formatındayım)Hiç umudum yok benim bu çörenkten.Fırına verdim bakalım tepsiyi , heyecanlı bi bekleyiş hakim...
00:03
yuhhhh esnemeye başladım ama benim uykum geliiiii
00:11
evet bence başarılı bi çörenk oldu tavsiye edilir:)
ben yatıyom
Şirkettekilerin haberi yok ama yarın için onlara çörenkk yapıyorum.Haşhaşlı canım çekti...Belki de kendim için yapıyorum pek emin olmamakla birlikte şu an mutfaktayım :) hamurun mayalanmasını bekliyorum bir yandan haşhaş kasesiyle mucadele veriyorum:) kazanan kim mi tabiki ben heryerim haşhaş oldu :)annemin mümkün olduğunca mutfağa geç gelmesini ümit etmekten başka seçeneğim yok heryer battı :)
22:33
Bu hamur sizce mayalanacakmı?
Ben böyle hamur işi yapmayı nerden öğrendim:S
22:46
Hala umudum var ....
22:52
Validenin gecen hafta kemeraltından aldığı cevizlerden de kırayım dedim,yarısı telef oldu ya içleri kurumuş bunların.ALAYINA ÇARŞI , ALAYINA İSYAN ABİİİİİİ
23:02
Sigaramı yaktım.Hamur kabarmaya başlamış :)
23:21
Gözün aydın olan oldu sonundaa sonundaa görenler şaşırdııı senin kolundaaaaaaaa :) Ajda da araya sıkıştırdıkkk
düşmalarrr olsadaaaa dostlarrr hep bizden yanaaaaaa
Gözün aydın olan olduuu sonundaa sonundaaaa
23:49
Hahaha (Lale Belkıs formatındayım)Hiç umudum yok benim bu çörenkten.Fırına verdim bakalım tepsiyi , heyecanlı bi bekleyiş hakim...
00:03
yuhhhh esnemeye başladım ama benim uykum geliiiii
00:11
evet bence başarılı bi çörenk oldu tavsiye edilir:)
ben yatıyom
8 Nisan 2010 Perşembe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)