24 Temmuz 2010 Cumartesi

aetheral@hotmail.com

Pandieux o sabah geç kalkmıştı. Saatin alarmını duymamış. Gree’nin onu uyandırma çabalarına bile dakikalarca aldırış etmemişti. Pazar gününü daha fazla nefesinde tüketmeyecek derin bir nefes aldı. Duşun altında ruhunu, küçük bir çocuğun oyun parkında özgür kalışı gibi kendisini suya bıraktı. Havlusunu beline bağladı. Islak adımlarınla aynanın önüne geldiğinde buğulanan aynayı eliyle temizledi. Elini çenesine doğru götürerek sakallarını okşadı. Uzayan sakallarını kesmelimiydi diye düşündü. Gree’ye baktı .
Gree tek sefer havladı, bu olumluydu.
-“Evet, Gree haklısın böyle daha iyi” derken bile güneşin bütün ışığını üzerinde hissediyordu. Pandieux’in kendisine olan özgüveni tamdı.
Tam giyinmesi gerektiğini düşünürken telefon çaldı. Arayan Flora’ydı . Sürekli mırıldanan Flora pazarın kurulduğu meydandan geçerken, meydanının olağan gürültüsünü bile bastıracak bir ses tonuyla; Pandieux’un gec kaldığını ve akabinde ardı ardına bir milyon anlaşılması güç kelime kalabalığı içerisinde Pandieux , Flora’yı anlamaya çalışıyordu. Flora’yı dinlerken her bir cümlenin birbiriyle bağlantısını kurmak tamamı ile insanı çıldırtacak biçimde yorucu geliyordu.

-‘’Evine 2 dakika mesafedeyim. Hala hazır değilsen arabanı yakıp, alevinde sigaramı büyük bir zevkle ateşleyeceğimden şüphen olmasın.’’ diyerek Flora telefonu Pandieux’un yüzüne kapattı. Önünden geçtiği Pastielaa kafesinin hoş garsonunu Donie’ye göz kırpmayı ihmal etmedi.
Flora’nın son söylediği bu sözler, oldukça keskin ve anlaşılırdı. Pandieux paniğe kapılmştı. Hemen short ve t-shirtünü giydi. Gree’ye hoşçakal deyip kapıya yönelmisti ki;
-‘’Sende gelmek ister misin ?’’ diye Gree’ye teklif etti.
Tabiiki de Gree tek havlamadan öteye geçmedi.
Pandieux tam demir kapıyı aralamıştı ki, Flora kapıda elinde minik bir zippo ile dediklerini destekler nitelikte beliriverdi. Donie’ye dönerek sigaramı yakmak istermisin diye teklif etti. Pandieux’un elini tutarak sigarasını ateşledi. Pandieux’un olan bitenden haberi yoktu. Günün güneşli havasından gözleri kamaşmıştı.
Flora;
-‘’Pandieux beraber bir kahve içmeden gideceğimizi zannetmiyorsun değil mi ?’’ diyerek bir eliyle Gree’yi okşarken Pandieux’a bakı baktı.
Pandieux, Floranın kesin her zamanki gibi bir plan peşinde olduğunun farkına varmasının geç olduğu kanısını hissetmesinin ona bir faydadan çok eğlenceye sürükleyecek bir macera oyunundan başka bir şey olmadığını hissetti.
-‘’Peki zaman?’’ diye heyecanlı bir şekilde Flora’ya yöneldi.
- Ah Pandieux ah ah, iyi değerlendirebildikten sonra, bu hayatta zamandan bol ne var?” diye gözleri ışıltı saçarak Donie’ yüzünü çevirdi.

Pandieux şimdi her şeyin farkına varmıştı. Gülümsedi ve onunla baş edebilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha anladı.
Köşede bulunan Pastilaa’ya uğradılar.
Flora 32 yasında dört ay önce olaylı bir boşanmanın ardından tekrar hayatını inşa etmeye çalışıyordu. Bir gecede yüzlerce apartman dikebilecek güçlü bir kadındı. Yunan asıllıydı. Orient Hoteli’ nin halkla ilişkiler sorumlusuydu. Koyu siyah gözleri ve kızıl saclarıyla kaldırımda yürürken taşları bile peşinden toplayabilecek bir cazibesi vardı. Donie’nin de bu büyüden kaçması imkansızdı.
Donie, reklam eğitimi için İtalya’da bulunan ve eğitiminin dışında kafede garson olarak çalışan Lübnanlı bir gençti. Uzak doğunun o baharatlı kokusunun peşinden sürüklediği Flora’nın çabaları haksız değildi.
Pastilaa o gün kalablıktı. Japon kafile bütün masa ve sandalyeleri zaptedmiş, oturmak imkansızdı. Flora inatçıydı. Donie’ye el etti.
Donie elindeki fincanları uygun bir yere bırakıp, Flora’nın yanına geldi.
Flora usulca Donie’nin kulağına;
-Bu samurayların burada ne işi var, Donie ? diye, homurdandı.
Donie gülmemek için kendisini zor tuttu. Hemen içeri giderek bir masa ve iki sandalye getirdi.
Donie sandalyeyi çekerek Flora’nın oturmasına yardım etti.
-‘’Xie xie, Donie ‘’ diye teşekkür etti.
Donie, Floranın ne demek istediğini anlamamıştı ki;
- ‘’Samurayca Donie, sana şükranlarımı sundum.’’ diye biraz abartılı Donie’ye takılmadan edemedi ve kendilerine birer kahve söylediler.
Flora’nın telefonları susmak bilmiyordu. Bir yandan saatine sürekli bakan Pandieux geç kalacaklarını anladı ve masaya hesabı bırakarak, Floranın kolundan çekiştirmeye başladı.
-‘’Tanrım bu bayan bu kadar kelimeyi nereden buluyor?’’ diye homurdandı.
-‘’Bir Pazar günü için fazla kelime üretiyorsun.’’ diye takıldı. Pandiux’a göre pazar günlerinin anlamı sakinlikti.
Flora;
-‘’ Xie Xie Donie ‘’ diye seslendi. Donie her şeyi kaptığını teyit edercesine ellerini çenesinin altında birleştirdi ve başını öne eğerek selam verdi.

Flora ve Pandieux, Orient Hotel’in sponsorluğunda yapılan Bayan İlliadich’in pazar toplantısına katılacaklardı.Scala Teatro Alla’ da soprano olan Bayan İlliadich, hafta sonları evinde yakın arkadaşlarıyla kendisinin yönettiği yemek kursları vermekten büyük mutluluk duyuyordu. Yakın arkadaşlarını davet edip lezzetli yemeklerin tatlı sohbetler eşliğinde yenilmesini her zaman sevmiş ve bunu adet haline getirmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder